|
Bu tespit, kalemini alarak Güncel’de yeniden yazmaya başlayan sevgili dost İzzettin Turnalar’a ait. Ne yapmış etmiş gene topu bana atmış. Yahu öyle de zor bir soru ki, 3 gündür fukaranın ekmek parası aradığı gibi ben de bunun yanıtını arıyorum… Bir ara şevkim kırılmadı değil. Kendi kendime, “halt etme de otur yerine” dedim ama dün rahmetli Halil Zelzele’nin cenazesinde karşılaştığımız Sanayi Odası’nın hiç yaşlanmayan yakışıklı Genel Sekreteri Kürşat Göncü de “topu sana” atmışlar kabilinden bir laf edince dayanamadım. Bak İzzet günah benden gitti aha da anlatıyorum: Cehaletin normalmiş gibi algılandığı, “EĞİTİM de eğitim” diyen dangozların saniyede birkaç yalan üretebildiği bu kentte “inovasyon, akıl, us, yenilik” demek aslında büyük bir cesaret. Okumayan-yazmayan, sanatçısı, edebiyatçısı olmayan bir kentte eğitimden söz etmek mümkün mü? Cüzdanının kalınlığı Ana Britanica’nın birinci cildi kadar olan ama gözü beyninden daha büyük Birecik patlıcanlarının her yere yayıldığı bu kentte “eğitim” diyenin gözünün üzerine çakasım geliyor! Gelelim SAĞLIĞA... Hafta başında Büyükşehir Belediyesi Meclis oturumunu izledim sevgili İzzet. Mesleğin şehir plancılığı olduğundan bu işleri iyi bilirsin. Gündeme tam 3 tane “özel sağlık alanı” imar tadilatı geldi. Sen sağlıktan kişi başına düşen doktor, hemşire, yatak sayısı felan getiriyorsundur. Sağlık şu aralar bol sütlü sağmal inek vaziyetlerinde. Sağlık, yağlık gibi bir şey anlayacağın. Sağlık, hasta olmadan hastaneye giden vatandaşla, medikal ihalelerinden trilyonları götürenlerin arasında sıkışmış marazlı bir kız şimdilerde. Bu SPOR meselesi çok karışık ama. 15 gün önce Türk Androloji Derneği’nin İstanbul’daki ödül törenine katıldım. 67 bin erkek üzerinde yaptıkları araştırmanın sonucunu açıkladılar. Gaziantepli erkekler Adanalılarla birlikte en fazla sertleşme sorunu yaşayan riskli grup içinde. Hani bunu öğrenmemiş olsam diyeceğim bizimkilerin spor dediği şey akşamlar fiziki olarak, hafta sonları da Kamil Ocak’ta o eylemi sözlü hale getirdikleri bir aktivite ama diyemiyorum. Başkalarının attığı golden biz gazete olarak haz etmiyoruz. Umarım anlatabilmişimdir. TANITIMA gelince. O işte bize, yani medyaya önemli görevler düşüyor. Tamam, bunu biliyoruz. Fakat bizim “gazete” dediğimiz olgu bu adamlar için söğürmeli lahmacunu üzerine koyacakları sıradan bir malzemeden başka bir şey değil ki üstadım… Eski gazetelerin fırıncılara kilo ile satıldığı başka bir kent var mı vallahi bilmiyorum! Bazen bizim Yekta fırından ekmek alıyor. Bizimkinin eve getirdiği ekmeğin sarılı olduğu eski gazetede kaç kere kendi köşemi yeniden okumanın kıvancını yaşadım.Bunun ne demek olduğunu bilir misin cancağızım? Bir de YENİLİK meselemiz var değil mi? Hemen onu da açayım: Mesela kentin karnını kurbanlık koyun gibi ikiye yarıp hafif raylı-yaylı-paylı sistem yapmak yeniliktir. Makarna, un, börtü-böceğe 300 küsur bin oy verip, sayısal bakımdan demokrasinin ırzına geçmek halk inovasyonudur. Mülki amirin seçim döneminde iktidar mensubu vekillerle esnaf gezisine çıkması idari bakımından mühim ve önemli bir değişimdir. Bütün binaların hormonlu, tüm parkların işgal altında olmasına ses çıkarmamak neyle açıklanır. O eleştirdiğin oda başkanlarının, sinir toplum örgütlerinin ata semer, eşeğe kemer vurma becerileri sosyal bir icat değil de nedir imanım? Bak ne diyeceğim sana: Bu şehirde, ‘Trenle Yolculuk Etmeyi Sevenler Derneği’ var. Daha da ileri gideyim mi? ‘Şuurlu Öğretmenler Derneği” var, Ey ahali duyduk duymadık, öğretmenin şuursuzu olur muymuş deme sakın! Bu şehirde otobüse arkadan binip, ön kapıdan inenler var. Karayılan’ın, Şehitkamil’in, Şahinbey’in adını bilmeyenler var. Bu şehirde, “Ağzı Büyük Ökkeş Sokak” diye bir sokak ismi var. Bu kentin, demokratik tepkilere, açıklamalara kapatılmış, yasaklanmış tırışkadan bir Demokrasi Meydanı var sevgili İzzet! Allahtan kiiiii! Bu kentin bir de Hayvanat Bahçesi var! Çaktın mı şimdi bu adamların-madamların niye zahmet etme gereği duymadıklarını. Baştan söyledim. Bunu sen istedin. Bana “anlat” demeyecektin imanım!..
Tüm Yazıları
|